02 Nisan 2020

İNSAN VE ENERJİ

İnsan, yaşaması için temel ihtiyaçlarını karşılama problemini çözdükten sonra çevresi üzerine kafa yormaya başladı. Sorulardan birisi içinde bulunduğu çevreyi (doğa, dünya) oluşturan en temel yapı taşı neydi? Binlerce yıl bu sorun üzerine düşünüldü, çeşitli fikirler ortaya atıldı… Çünkü “insan her yerde ham maddeyi arayacak ve bulana kadar da huzur yüzü görmeyecekti” (Hulusi Akkanat).

Önerilen fikirlerden birine göre doğa (veya evren) öyle parçacıklardan oluşuyordu ki bunlar daha ufak parçalara bölünemezdi, işte bunlar “atom”du.

Uzun yıllar felsefi olarak ele alınan konu nihayet 1800’lü yıllardan itibaren önce teoremler olarak daha sonra deneyler vasıtasıyla modern bilimin lojiğine de girdi. Bilimsel görüşe göre bölünemeyen en küçük yapıtaşı atom, proton ve nötronlardan oluşan bir çekirdekten ve onun etrafında dönen elektronlardan meydana gelmekteydi. Fakat daha sonraki çalışmalarda aslında atomun da daha küçük yapıtaşları olduğu anlaşıldı, yani atom altı bir düzey vardı, burada leptonlar, kuarklar mevcuttu. En son aşamada ise bunları da oluşturan başka şeylerin varlığı iddia edildi, her şeyin en temel yapıtaşının atomaltı parçacıkları da oluşturan enerji iplikçikleri olduğu düşünülmeye başlandı. Yani tüm evren titreşen sicimlerden meydana geliyordu, bu sicimler atomaltı parçacıkları, onlar da atomları, atomlar molekülleri oluşturuyor ve latiften kesife bir süreç gerçekleşip bizim algıladığımız dünyayı, evreni yaratıyordu. Böyle bakınca şu anlaşılıyordu, madde enerjinin yoğunlaşmış halidir.

“Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan oluşur” demişti Albert Einstein. “Eğer evrenin gizemini anlamak istiyorsanız enerji, frekans ve titreşim yasalarıyla düşünün” diyen Nikola Tesla “Evrendeki her şey kendi frekansında titreşir ve hatta birbirlerini harmonik olarak etkilerler” diye eklemişti.

*

Aslında titreşim çok eski çağlarda insanın dikkatini çekmişti, Budistler evrenin sesini “ommm” sesinde veya gonglarının titreşiminde  duymuşlardı. Pisagor 2500 yıl önce  tellerin titreşiminden yola çıkarak doğadaki oranı, matematiksel bağlantıları keşfetmişti. Ernst Chladni 350 yıl önce gitar tellerinin titreşimlerinden yola çıkarak her frekansın farklı desenler oluşturduğunu gözlemlemişti. 1920’lerde Dr. Royal Raymond Rife insan vücudunun sağlıklı ve hastalıklı durumlarda farklı frekanslara sahip olduğunu test etmişti.

Nitekim bu fikir sağlıkla uğraşan bazı bilim adamlarının ilgisini çekti ve bu konuda çalışmalar başladı. Dr. Hulda Clark, Dr. Bruce Tainio gibi doktorlar da çeşitli organizmaların ve insan bedeninin yaydığı frekansları incelediler. Bu konuda Amerikalılar haricinde Almanlar ve Ruslar da çokça mesai harcadılar. Bu çalışmalar sonrasında frekans üreten jeneratörler üretildi.

*

Vücudun enerjiyle olan bağlantısı ve etkileşimi modern tıpta zaten bilinmektedir aslında, özellikle de elektrik enerjisiyle. Neredeyse bilinen tüm organizma faaliyetleri elektriksel akım yöntemiyle açıklanır, hücre içine madde alımı, sinir iletimi, kasların ve beynin faaliyetleri gibi birçok biyolojik süreç çeşitli aletler yardımıyla saptanabilir. Örneğin EKG kalbin elektriksel aktivitesini ölçerken, EMG kasların, EEG beynin elektriksel aktivitelerini gösterir bize.

Yine tıp alanında enerjinin diğer halleri de tanı ve tedavide kullanılır. Örneğin mikropları yok etmek için kullanılan sterilizatörler ısı enerjisinden faydalanırken, UV lambaları ışık enerjisinden yararlanır, USG ise ses enerjisi yardımıyla görüntüleme yaparken, röntgen radyasyon enerjisini, MR elektromanyetik enerjiyi kullanarak tanı koymamıza yardım eder.

Fakat tüm bunlara rağmen hala modern tıpta enerjinin değişik boyutlarının insan sağlığına olan etkilerini inceleyen bir alan yoktur, enerji tıbbı terimi nedense birçok doktor için bile tabudur. Evet radyoloji, biyofizik gibi alanlar vardır ama istisnalar olmakla birlikte bunlar daha çok teknik branşlardır. Örneğin radyolojide enerji bir araçtır, tanı ve girişimsel yöntemler için. Yine biyofizikte enerji biyolojik süreçleri açıklamak için ve tıbbi cihazlarda kullanmak için yararlanılan bir araçtır. Tekrar ediyorum, istisnalar olmakla birlikte bu ve diğer branşlar aslında enerjiye daha geniş bir açıdan bakıp, onun insanın sağlığına olan etkilerinin araştırılmasına odaklanmamaktadır.

Modern çağımızda teknoloji hayatımızın her anına, her köşesine girmiştir ve görünen o ki daha da içeri ve derine doğru ilerleyecektir. Teknoloji dediğimiz zaman en çok aklımıza gelen şey tabii ki elektronik. Bu, ağırlıklı olarak elektrik enerjisiyle çalışan cihazlar, aletler, programlar, uygulamalar olmadan neredeyse günlük yaşantımızı sürmemiz artık özellikle son 20 yıldır mümkün değildir. Peki onbinlerce yıllık insanlık tarihinin, insan bedeninin bu son yıllarında maruz kaldığı enerjetik yüklenme/bombardıman acaba sağlığımıza nasıl etki ediyor, olumlu ve olumsuz yanları nelerdir, bunlarla ilgili neler yapılabilir, nasıl önemler alınmalıdır vs. soruları kim veya hangi bilim dalı sormalı? Tabii ki tıp ve doktorlar. Peki öyle mi? Bununla ilgilenen bir branş var mı halihazırda? Hayır. Bütün gün bedenimizin bu kadar yakınında olan elektrikli ve elektronik aletlerin yaydığı ses titreşimlerinin, ışık dalgalarının, ısı enerjilerinin, radyoaktif yayınımlarının, elektromanyetik alanlarının organizmamıza etki etmiyor olması mümkün mü? Hayır.  Bunları sorgulayan, araştıran bir doktor/uzman  veya tıp bölümü var mı? Hayır.

*

Halbuki akupunktur, biyofrekans gibi alanlar -ideal olmasa da- tam da bununla uğraşmaktadır. Akupunktur binlerce yıllık, geleneksel enerjetik bir bakış açısıdır insana, sağlığa ve esasen doğaya, tüm evrene. Bu alanlarda enerji hem sebep, hem araç hem de sonuçtur. Nasıl? Enerji her şeyin temel yapı taşı olması bakımından sebep/nedendir, nihayetinin ise denge olması bakımından aynı zamanda sonuçtur, sebepten sonuca giden süreçteki düzensizlikleri gidermek için ise kendisinin farklı fazlarının kullanıyor olması nedeniyle de araçtır. Bu biraz felsefi açıklamayı bilim diline veya konumuz olan sağlığa getirirsek…

Aslında tıbbın veya sağlık sektörünün temel konusu sağlıktır ama esas uğraşı hastalıktır, yani sağlıklı olmama hali. Akupunktur ve onun modern versiyonu olan biyofrekans sisteminde hastalıkların sebebi enerji düzensizliğidir, yani bizim makroskobik veya mikroskobik olarak gördüğümüz bulgu veya belirtiler daha derin, daha temel yapıtaşlarına doğru gittikçe enerjetik düzensizlikler, yetersizlikler veya aşırılıklar olarak gösterirler kendilerini. Sonuç yani sağlıklı olma hali/şifa bu düzensizliklerin tekrar normalize edilmesiyle sağlanır. Bu da tedavi yöntemine göre ya enerjiyi azaltmakla, ya arttırmakla veya düzenlemekle olur.

Korona virüs enfeksiyonu tedavisi üzerinden bunu biraz daha detaylı anlatayım. Korona virüs vücut ile uyumsuzdur, çünkü onda bir sağlıksızlık hali yaratmıştır, başka bir deyişle vücudun frekansını, enerjetik dengesini bozmuştur. Tedavisi bu bozucu frekansların yokedilmesi, uzaklaştırılmasıdır, yani virüsün imha edilip vücuttan atılması. Her şey enerjiden meydana geldiğine ve titreşimler yaydığına göre yani bir frekansı olduğuna göre bu virüsün de bir frekansı vardır. Bu frekans biyofiziksel yöntemlerle tespit edilir, sonra bir tür dış jeneratör olan cihazlardan bu frekansı/titreşimi/dalgayı söndürecek/yok edecek frekans gönderilir (fizikteki dalganın söndürülmesi deneylerini hatırlayın) ve bu mikroskobik olarak virüsün hücre duvarının (zarfının) parçalanmasına neden olur (Youtube kanalında “killing parasite with bioresonance frequency” adlı videoda bu olayın bir parazit üzerinde görüntülenmesini izleyebilirsiniz). Bunun haricinde bağışıklık sistemi enerjetik olarak dengelenir, atılım/boşaltım sistemleri de enerjetik yetersizlik varsa desteklenir ve uyumsuzluk yapan neden organizmadan uzaklaştırılır, enerjetik denge tekrar kazanılır, şifaya bu şekilde kavuşulur.

*

Enerji insan için de hem doğasını oluşturan temel yapı taşı, hem yaşamını sürdürebilmesi için bir araç, hem de bilincine varılması gerekli bir gayedir.

DoktorEminAli 

29.03.2020 / Kemer

Bu site, Bulut Web Site Logo Web Tasarım Sistemi kullanmaktadır.
Canlı Yardım